www.yahyalifoto.com

Sitemizde Fotoğraflara Bakmak İçin Üye Olma Zorunluluğu Yoktur.
Fotoğrafları indirmek , yorum yazmak ve yeni fotoğraflardan haberdar olmak için lütfen üye olunuz.Sitemize üye olmak 10 saniyenizi almaz...
Kayıt Ol

Değerli katılımlarınız emeklerimize bir teşekkürdür...

kapat
Yahyalı'nın Köyleri
4images logo
c_tl c_t c_tr
c_l
Üye Paneli
Kullanıcı:
Şifre:

Beni hatırla?


Rastgele Fotoğraf

Aksu Çayı
Aksu Çayı
Yorumlar: 0
Yahyalifoto(Admin)

KÖYLERİMİZ

 Köylerimiz

Osmanlı döneminden bu yana en küçük idari yerleşim biri- mi olan köyler (karye), kültürel kimliklerini muhafaza yönün- den hala en tutarlı topluluğu oluştururlar. Coğrafi şartlarla etnik yapıların, kültürel yapı üzerindeki tesirleri tartışılamaz. Kendi içinde homojen bir yapıya sahip olan köylerde, genellikle evlenmeler ve ticari ilişkiler yoluyla sağlanan kültür alışverişi ise ancak karşılıklı olarak kültürel zenginleşmeye katkıda bulunur.

Yahyalı köylerini Varsak ve diğer aşiret gruplarının kurduğu köyler şeklinde etnik yönden iki grupta toplayabileceğimiz gibi daha geniş anlamda, dağ ve ova köyleri olmak üzere coğrafi bakımdan da iki grupta inceleyebiliriz. Kültürel farklılıklarda coğrafyanın daha etkili görüldüğü, hatta dağköylerinin hayvancılık, ova köylerinin ise tarımla uğraşmala- rı neticesinde, ekonomik bakımdan da bu sınıflamanın doğru olduğu kanaatindeyiz.

1.Dağ Köyleri

a.Avlağa (Torun)

İlçe'nin güneydoğusunda 32 Km. mesafede Zamantı ırmağı kıyısında şirin bir dağ köyüdür. 1990 Genel Nüfus Sayımı'na göre nüfusu 456, hane sayısı 69'dur. Engebeli fakat hububat ekimine elverişli bir arazisi vardır. Genelde küçükbaş hayvancılıkla geçimlerini temin ederler.

1930 yılında Torun Osman Ağa ve onbir adamı tarafından 800 Tl.'ye Karaköy köyünden satın alınan köy arazisinin, Ayvalı mevkiine ilk yerleşmenin olduğunu görürüz (1935). Kısabir süre sonra daha doğuda bulunan bugünkü yere gelinmiş ve ağıllarla bitişik taştan örme evler kurulmuştur. Delialiuşağı köyünün bir mezrası iken 1960 yılında ayrılarak muhtarlığa dönüştürülen köyün eski adı, ilk yerleşen Osman Ağa'nın süla- le adı ile yani Torun olarak konmuştur. Köyün bugünkü yerinde ağıllar bulunuyordu. Aslında ağıl; etrafı çitle veya başka bir şeyle çevrilmiş, bir yer veya tarla demektir(26). Köyün adı üzerinde iki iddia vardır. Biri av ile ilgili olup avlanılan yer anlamına gelen "avlak" sözünden gelmektedir (27). Diğeri yukarıda da belirtildiği gibi ağıl, avlağı sözünden kaynaklanan "avlağa"dır. Köyün ileri gelenleri bu ad üzerinde birleşmektedirler(28).

Ahmetkehalar (İlboğa ve Gökçek), Köseler (Çelikkanat), Torunlar (Dağhan ve Girgin), Osmankehalar (Sarıboğa), Göğdöl- ler (Akmeşe),Aydınlıoğulları (Babacan), İbişağalar (Erdoğdu),Kınışlar(Gökgöz), Hacıömerler (Karaaslan), İsmayıllar, Mulular (Bal) halen köyde yaşayan sülalelerdir. Osmankehalar ve Aydınlıoğulları aşiret geleneğini devam ettirmekte, Aladağ yaylalarında hayvanlarının peşinde yaylamakta, bazı kışlar da köye dönmeyip Kozan köylerinde kışlamaktadırlar.

Köyde ençok konulan isimler; osman, ali, mustafa, cuma, cumali, mehmet, elif, zeynep, esma, fatma, ümmühan, eminedir (29). Kelimeleri uzatarak konuşurlar, kaba bir lisanları vardır. Şiveleri, Delialiuşağı köyü ile aynıdır. Tarihi Zebil mağarası bu köy sınırları içindedir.

b.Balcıçakırı

Yahyalı'da bulunan altı Varsak köyünden biridir. Eski bir Bulgar boyunun adı olduğu söylenen Varsaklar'ın (30) Bul- gar Türkleri'nden olma ihtimali kuvvetlidir (31). Büyük bir Türk boyu olan Varsaklar'ı, XIII-XV. Yüzyıllarda göçebe olarak Çukurova ve Toroslar'da görmekteyiz.Halk şairlerince şar- kı tarzında yazılan manzume nevilerinden biri olan Varsağı, Varsak Türkleri'ne aittir(32).

Varsak köylerinin eski adları genellikle çakır,çakırlı olarak geçmektedir. Aynı adı taşıyan ve XVI.Yüzyılda bölgede varlığı bilinen konar-göçer ekrad yörükanı taifesine mensup cemaatin nereye gittiği hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız Çakırbeğ, Çakırbeğli cemaatı, Türkman yörükanı taifesine mensup olup Divan-ı Hümayun emr-i şerifi gereği Çukurova'da Kurdku lağı ile Bornazköprüsü arasındaki Karaküfiler adlı yere yer-

leştirilmişlerdir(33). Çakırlı, Çakır kabilelerini Faruk Sü- mer, Kürt menşeili gösterirken (34) Z.Velidi Togan, Kıpçak Türkleri'nden olduğunu söylemektedir(35).

Yahyalı'ya 63 Km. mesafede olan Balcıçakırı kötü, 94 ha- ne olup nüfusu 543'tür. 250-300 yıllık tarihe sahip olan köyün kurucuları Büyükçakır köyünden buraya gelip yerleşmişler- dir(36). Yeşilköy ve Burhaniye köyleri arasında sarp, dağlık ve ormanlık bir arazisi bulunan köy, Zamantı ırmağının da kı- yısında sayılır. Bellibaşlı sülaleler; Sarıkayalar, Akgünler, Sapmazlar, Karaboğalar, Akçakocalar, Önerler, Ekimler'dir. Köyden Yahyalı, Kozan ve Mustafakemalpaşa ilçelerine göçler olmuştur.

Köyün güneybatısında bulunan ve hakkında çeşitli efsane- ler anlatılan Balkayası'ndan dolayı Balcıçakırı adını almıştır(37).

c.Büyükçakır

Yahyalı'nın güney ucunda, Adana ile sınır olan köyün es- ki adı Divrikçakırı'dır. Yakınındaki Divrik dağından dolayı bu adı almıştır. Torosların doğusu kaliteli çam ormanlarıyla kaplıdır. Ormaniçi köylerden olan Büyükçakır eskinin, ençok nüfuslu Varsak köyü olup şu anki hane sayısı 140, nüfusu ise 1003'tür. Yolu 1987'de açılan köyden göçenler ve dışarıda mevsimlik çalışanlar haricinde hemen her aile kendine yetecek kadar hububat ve bağ tarımı ile uğraşmakta ise de asıl ekono- milerini keçi ve orman ürünleri oluşturur.

Değirmenocağı ve Çavdarlı mezraları ile Çubukharmanı, Balcıçakırı, Yeşilköy ve Kapızbaşı köyleri, Büyükçakır'dan ayrılanlar tarafından kurulmuşlardır. Muhtarlık seçimlerinde kabileler arası anlaşmazlıklar yüzünden uzun süre kavgalar olmuştur. Şu anda bile köy, aşağı-yukarı şeklinde ikiye bölünmüş durumdadır (38). Değirmenocağı adlı mezra halen köye bağlı olup eski adı Sina'dır. Bulunduğu yerin adından dolayı aldığı bu isim, sonradan bir değirmen yapılmasıyla Değirmen ocağı olarak değiştirilmiştir. Bu yerin tarihi 100 seneye ka- dar tahmin edilmektedir(39).

Büyükçakır köyünün, Niğde'den gelen ve Çakırlı denilen topluluklar tarafından kurulduğunu söyleyenler de vardır(40). Zamantı ırmağı ile Kapızbaşı şelaleleri sayesinde yerli ve yabancı turistlerle tanışan köylüler,kültür olarak diğer Var- sak köylerinden farksızdır.Temeli Çönenni, Beğli,Güllüklü, Karalıuşağı, Çakırlı gibi kabilelere dayanan köyün önemli yaylaları şunlardır.Geleri, Hacer, Kavak, Fındık, Gebistiren, Deveçökeği,Bozarmut, Kurukütük, Karahanlı, Ersiz, Erikyarığı, Pürçüklü, Kaleboynu, Avzanata, Soğla, Katrankorusu, Tavşancı, Beliktaş, Hopurboynu.

d.Çubukharmanı

Büykçakır köyü ile Divrik dağının doğusunda, Zamantı ır- mağının yaklaşık 1000m. yüksekten kıyısında bulunan köy, Yahyalı'ya 80 Km. uzaklıkta olup Adana ile sınırdır. 1990 Genel Nüfus Sayımı'na göre 106 hanesi olan köyün nüfusu 717'dir.Köykenarı (Köykeleri) adlı mezrası ise 5 Km. güney-doğusunda olup 20 hane, 98 nüfustan ibaret, küçük ve oldukça iptidai bir yerleşim birimidir.

Köy, Büyükçakır'dan ayrılan bir grup tarafından yaklaşık 250 yıl evvel kurulmuştur. Zaten her iki köyün arasından geçen Zamantı ırmağı aynı zamanda sınırı oluşturmaktadır.1960 yılından önceki adı Horozpınarı'dır. Köyün ırmağa doğru alça- lan ve aşağı mahalle denen kısmında bulunan pınara, henüz köy yerleşmeden önce, beyaz bir horoz gelir ve sabahları öterdi. Yaklaşıldığında gözden kaybolan bu horoza bazı dini sıfatlar yakıştırıldığı gibi, çeşitli efsaneler de uydurulmuştur (41).Bundan dolayı Horozpınarı olan köyün adı 1960 yılında Çubuk- harmanı,1981 yılında da Atatürk köyü olarak değiştirilmiştir. Ancak bu son isim çevre ve köylü tarafından tutulmamış yalnız köyün yolu, okulu ve lojmanının yapılmasını sağlamıştır.

İlk yerleşildiğinde ırmağın kıyısında elverişsiz bir arazide bulunan köy, seller yüzünden daha sonra yukarıya, bu- günkü yerine yerleşmiştir. Köklü sülaleler;Haytalar,Hekimler, Musalar, İlyaslar, Çiviler'dir.

Köykenarı adlı mezrasının tarihi daha eskilere uzanmaktadır. Adana'nın Karsantı(Aladağ) ilçesine bağlı Mengeç, Küp ve Karatepe köylerinden gelen Varsaklar tarafından mağaralar- da başlayan ilk yerleşmeler zamanla, taşlardan gelişigüzel örülen evlerde devam ettirilmiştir. Mağaralar da günümüzde ağıl ve samanlık olarak kullanılmaktadır.

Karatepeliler, çevrede meşhur olup adları çeşitli masal ve mizahi hikayelere konu edilmiştir. Yaşlı köylülerin anlat- tıklarına göre(42) Karatepe köyünün ortasında bir göz (pınar) vardır ki suyu, içeni delirtmektedir. Köyün tek geçim kaynağı tuz üretmektir. Bir dönem tuza sinekler dadanır. Köylü buna bir çare bulmak için toplanır,aralarında görüşürler ve sinek- leri kovmak için kesin çareyi bulurlar.Muhtarı, belden yukarı soyarak çıplatırlar, vücuduna pekmez sürerler ve tuz tarlası- na götürürler. Sinekler tuzu bırakarak muhtarın vücudundaki şireye hücum ederler. Köyün keskin nişancısı bir genç de eli- ne aldığı av tüfeği ile vücuttaki sineklere ateş etmeye başlar. Sonuçta iki sinekle beraber muhtar da ölmüştür. Olayı seyreden köylüler bir bayram havası ile "iki vızdan bir bizden,iki vızdan bir bizden" diyerek oynamaya başlarlar.

Kereste ticareti yaptığı için bölgeyi çok iyi bilen Ali Eroğlu'nun (43) anlattığı Karatepeliler ile ilgili bir masalı daha nakletmek istiyoruz."Devrin padişahı ününü duyduğu Kara- tepelileri görmek için, vezirleriyle birlikte köye gelir.Meş- hur sudan önce vezirler içer ve hepsi de delirerek oynamaya başlarlar. Padişah ise önce, aşağıdaki ırmağın suyundan içeceğini söyler. Fakat köy tepenin üstünde ırmak ise çok aşağı- dadır. Nihayet su getirmesi için birini seçerler. Çok çabuk gidip gelmesi için de seten denilen büyük, yuvarlak bulgur ö- ğütme taşının ortasındaki delikten adamı geçirerek aşağıya doğru yuvarlarlar. Akşama kadar beklerler, suya giden adam gelmez. Bu sefer topluca aşağıya inip bakarlar ki adamın vücudu bir tarafta durmakta, kellesi ise yoktur. Hemen geri dö- nerler ve karısından sorarlar. "Sabahleyin evden çıktığında kocayın kellesi vücudunun üstünde miydi? değil miydi?" Kadın, "vallahi sabah tıraş olurken gördüm ama kafası üstünde miydi? değil miydi? hiç dikkat etmedim" der.

Yahyalı ve köylerinde çok kullanılan" karatepeli" deyimi yanlış iş yapan, mantıksız konuşanlar için geçerlidir.

e.Delialiuşağı (Eskiköy)

178 Hane, 1055 nüfuslu köy, Yahyalı'nın güney-doğusunda olup uzaklığı 35 Km.dir. Diğer dağ köylerine göre merkezi ni- teliği bulumam köye 1963 yılında bir jandarma karakolu kurul- muştur. Ayrıca sağlık merkezi diğer dağ köylerine de hizmet vermektedir.

Kuruluşu hakkında 250-300 yıllık bir tarih gösterilmektedir. Mersin veya Antalya'dan geldikleri söylenen Deli Ali, Hacı ve Ömer adlı üç kardeşin kaçakçı veya eşkiya oldukları, Hacı'nın Niğde ili Bademderesi kasabasına, Ömer'in Develi il- çesi Sarıca köyüne gittikleri, Deli Ali'nin ise burada kaldı- ğı söylenmektedir (44).

Deli Ali'den adını alan köye sonradan göç eden Varsaklar var ise de köyün aslını Deli Ali'nin oğulları meydana getir mektedir. Eski muhtarlardan Ali Açıkgöz, kendisinin altıncı kuşaktan Deli Ali'nin torunu olduğunu iddia etmektedir.Ayrıca Konya ve Kıbrıs'ta(1974 Barış Harekatı sonrası gitmişler) ak- rabaları olduğunu da belirtmektedir(45).

Köyün eskiden beri gelen köklü sülaleleri bugün şu soyadları ile anılmaktadırlar. Açıkgözler, Akbabalar, Akçakayalar, Adıgüzeller, Ceyhanlar, Erdoğdular. Cumhuriyetten önce köyün iki ağası vardır. Hacı Efendi ile Karsantı-oğlu Mehmet Ağa.Yaşlılar (46) her ikisini de övmekte, fakir-fukaraya yap- tıkları yardımları anlatmaktadırlar. Kozan dağının tarihi si- malarından Kozanoğlu ile Gizik Duran ve Karabıyık Mehmet'in maceraları, köylülerin hemen hepsi tarafından bilinmekte ve biraz da abartılarak nakledilmektedir. 90 Yaşındaki İsmail Avşar'ın Kozanoğlu ile ilgili bir-iki anekdotunu belirtmek istiyorum.

"Kozanoğlu diye ünlü bir bey varmış. Yazları Burhaniye köyünün Ulupınar yaylasına göçermiş. Bir sene, dostlarına göndermek için çok miktarda yağa ihtiyacı olmuş. Etrafındaki- ler, Faraşa'daki gavurların çok yağ ettiklerini söyleyince derhal haber göndermiş ve 80 okka yağ göndermelerini emretmiş. Bu kadar yağları olmadığı fakat Kozanoğlu'ndan da çok korktukları için gavurlar, içlerinden bir temsilci seçerek Kozanoğlu'na göndermişler. Gayeleri istenen yağ miktarını bi- raz düşürtmektir ama gavur Kozanoğlu'nun yanına gelince, hey- betinden korkmuş ve "Beğim, yağ ernik (eriyik)mi olacaktı? yoksa terelik mi?" demiş. Gavurun korkmasından vaziyeti anla- yan Kozanoğlu "hadi git, 40 okka getir, bundan böyle de Kozanoğlu'nun hakkını ayır" demiş."

Yine Kozanoğlu'na köylüler "Beğim, yeter artık seni paşa olarak görmek istiyoruz, nesinden vazgeçemiyon bu Kozan dağı- nın" dediklerinde Kozanoğlu "eğilip içmesiylen, domalıp sıçmasından" cevabını verir.

Hasta yatağında kendisini ziyarete gelen köylülere Kozan- oğlu sorar "çam bardaktan su içiyonuz mu?", evet dediklerinde tekrar sorar "çifçiler eskisi gibi öküzü koyverince,ekmek yi- yek diye birbirlerini çağırıyorlar mı?", köylülerin buna da evet demeleri üzerine Kozanoğlu;"öyleyse Kozanoğlu da sizsiniz, padişah da" der.

1930'lu yılların namlı eşkiyaları Efe Hüseyin ile Gizik Duran, köyden olmamakla beraber zaman zaman Delialiuşağı'na uğramışlardır.



f.Kapızbaşı



Adana sınırında olup Yahyalı'ya mesafesi 76 Km.dir. Hane sayısı 55 olan köyün nüfusu 363'tür. Adını, hemen güneyindeki şelalelerin bulunduğu kapız denilen (47) karşılıklı dik ve yüksek kayalıklardan almıştır. Köyün 200 sene kadar önce ku- rulduğu söylenmektedir (48). Köyün doğusunda bulunan Dölkeri mağarasına yerleşen ve Adana'dan geldikleri tahmin edilen üç eşkiya veya asker kaçağı tarafından kurulduğu hakkında rivayetler olduğu gibi yine Adana yöresinden, sıtma sebebiyle ka- çanlar tarafından kurulduğu da belirtilmektedir (49). Büyük çakır köyünden gelerek yerleşenler de vardır.

Osmanlı'nın son dönemlerinde Adana'nın Karaisalı ilçesi- ne bağlı olan köy,ilçe olduktan sonra 1954'de Yahyalı'ya bağ- lanmıştır.Köyün insanları sarı saçları, yeşil gözleriyle kom- şu köylerden farklı bir fiziki görünüm sergilerler.Köyün temelli sülaleleri şunlardır. Kocaömerliler, Sarıömerliler,Göğ- celiler,Hacılılar, Çürükler, Kabaklılar, Hamzalılar,Tekneler, Karahüseyinliler. Ensenintepe, Küçüktepe, Karaavlut,Keyiş,Aladağ kaşmeri, Yabasınınkeli, Domuzkorumu, Şahan, Keben gibi tepe ve dağlar arasında bulunan köy çukurda olup 1985'de elektriğe, 1987'de de yola kavuşmuştur. Orman işçiliği, bağcılık ve keçi besleyerek geçimini temin eden köylüler, dış dünya ile irtibatlarını ancak askerlik dolayısıyla sağlayabilmişlerdir. Gerek Çanakkale ve Yemen cephelerinde, gerekse Kurtuluş Savaşı'nda birçok şehit vermiş olan köyün hayat şartları oldukça iptidaidir.



g.Ulupınar (Barazama)

Yahyalı'ya 67 Km. mesafede olan köy tamamen orman içinde olup 133 hanede 896 nüfus barınmaktadır. 1970'li yıllarda, rumca olduğu söylenen Barazama adı değiştirilerek Ulupınar'a çevrilmiştir. Yakınındaki Çamlıca (Faraşa) köyü gibi burasının da eski bir Rum köyü olduğu, tarihinin Selçuklular'a kadar uzandığı belirtilmektedir (50). Yine köylülerin anlattıklarına göre Osmanlı Devleti'nin gayri müslimlerden aldığı baş haraç (cizye) vergisinden kurtulmak için her iki köy halkı İslamiyet'i din olarak seçmişlerdir(51). Zaten kültür ve eko- nomik yapı itibariyle birbirlerine benzedikleri gibi komşu Varsak köylerinden de farklıdırlar. 1920 yıllarına kadar balta,dahra,saban demiri vs. alet- leriimal eden Çamlıca ve Ulupınar köyleri, el sanatları ve ağaç işlerinde ileri bir düzeye ulaşmışlardır.

Köyde yaşayan kabileler;Gödeceliler, Muratlar, Yusuflar, Murtazalar, Caferler, Mehliler, Keleşler, Köseler, Kırcalar'- dır.

h.Çamlıca (Faraşa)

"Bizans çağındaki adı Rhodandon, Rhodenton idi.Sözkonusu tarihsel ad, Hellen dilindeki Rhodanthe (Gül çiçeği), yer an- lamında bir sözcüğe benzeyecek biçimde, Hellenleştirilmiş bir nadolu'lu addır. Bu ad, Rum ağzına Pharassa, Pharassion biçimleriyle uydurulmuştu;fakat o biçimlerin dahi Hellen dilin- de anlamı yoktur ve aslında Anadolu'da Assa (yerleşim,köy,ka- saba, kent) öğesini içerdiği güvenle söylenebilir"(52).

1970'li yıllarda Çamlıca adını alan, Zamantı kıyısındaki bu ormaniçi köy 88 hane olup nüfusu 722'dir. Camiye çevrilen kilisesi, hala ayakta duran kalesi, Meryem Ana Tapınağı ve yakınındaki Zebil mağarası ile Rum dönemi hatıralarını yaşatan tarihi Faraşa'nın,Kilikya Ermeni Krallığı döneminin önem- li bir maden ve sanayii kenti olduğunu daha önce belirtmiştik. Kilisenin 1843-1846 yıllarında yapıldığını, kalenin de Rumlar'dan önce burada bulunan Cenevizliler'e ait olduğunu belirten köylüler (53) 1934'deki mübadeleden sonra buradaki Rumlar'ın Selanik'e, oradaki Türkler'den bir kısmının da buraya nakledildiklerini belirtmektedirler. Tahrana ve Dönbere yaylalarında konlu iken, bu tehcir olayına şahit olan bazı yaşlılar(54),göç eden Rum kafilesinin ileri gelenlerine, Hamza Ağa (Solak)'nın ayran ikram ettiğini, Türk misafirperver liği içerisinde kucaklayarak uğurladığını anlatmışlardır.

Yahyalı'ya 30 Km. mesafede bulunan Çamlıca köyünün yerli halkını Şabanoğulları ve Torunoğulları adında iki büyük sülale oluşturur. Adaboğulları ve Serezliler adı altında iki büyük gruba ayrılan muhacirler ise; Hacısüleymanoğulları,Karaköroğulları, Dinçerler ve Çakınlar adlı sülalelerden ibarettir. Adaboğulları yalnız hayvancılıkla uğraştıkları halde Se- rezliler yerli sülaleler gibi hem hayvancılık, hem de ziraat yapmaktadırlar.

Maşatlık denilen eski Rum mezarlığı, üzerinden yol geçtiği için bugün kaybolmuştur. Harabe haldeki Meryem Ana Tapı- nağı ise yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Köydeki Uyuz Pınarı'nın suyu hem bir ziyaret yeri hem de uyuz hastaları için tedavi kaynağıdır.

ı.Yeşilköy

Delialiuşağı köyünün biraz ilerisinde, bu köyden ayrılma 47 hane, 600 nüfuslu, adı gibi yeşillikler içinde fakat dağlık, bayır bir arazide gelişigüzel kurulmuş bir Türk köyüdür. İlk yerleşenlerden itibaren 200 seneden fazla bir maziye sahip olan köyün yaşlı ve bilge kişilerinden Ömer Gökay(55),kö- yün kuruluşu ile ilgili şu hikayeyi anlattı.

"Köye ilk yerleşen yedi kardeşe Abdurrahmanka'nın oğulları derlermiş. Yazın Delialiuşağı'na yaylaya gelen bu aile kışın Çukurova'ya geri dönermiş. Faraşa'daki Rumlar'dan bir kız almışlar fakat düğünden sonra araları açılmış, düşman ol- muşlar. Nihayet Rumlar'dan altı kişiyi öldürürler, Rum gelinden doğan bir erkek çocuğu kesmek isterlerse de annesinin yalvarmasına dayanamayarak vazgeçerler. 10 yaşına gelen çocu- ğa annesi bir çıkı (bohça) açar ve bir kurşun gösterir."İşte bu kurşunla dayıların, babanı vurdular"der.Bir cuma günü Şıh- lı'ya cuma namazı kılmaya giden dedesine pusu kuran çocuk O'- nu öldürür ve dayılarına da haber salarak, hepsini öldüreceğini bildirir. Çocuğun kararlılığından korkan dayıları, köyü terkederek Çukurova'ya yerleşirler. Çocuk da annesi ile birlikte köyde kalır".

Hacılar, Delimehemmedliler ve Deliveliler adında üç aşi- ret daha gelerek köye yerleşir ve zamanla çoğalarak bugünkü sülaleler ortaya çıkar. Abdurrahmanlı kabilesi ile Geçiluşağı kabilesi oldukça eskidir. Selimli kabilesi ise Faraşa'dan ge- len bir Rum aileden türemedir. Delivelioğulları'nın atası olan Deli Veli'nin, kardeşi Deli Ali ile birlikte Çukurova'dan eşkiya olarak geldikleri, Karasivri dağındaki bir kehere (ke- nar, mağara) yerleştikleri, Deli Ali'nin sonradan bugünkü De- lialiuşağı köyünün bulunduğu araziyi sahiplenerek yurt tuttu- ğu, Deli Veli'nin de aşağı inerek bugünkü Yeşilköy'ü kurduğu bildirilmektedir(56).

Çağlalık mezrası, bu köyden bölünen bazı aileler tara fından kurulmuştur. Yeşilköy'ün güney-doğusunda yaklaşık üç saatlik mesafede bulunan Ulupınar yaylası ve Kalecik adını taşıyan, bugün haraba vaziyetteki kalesi önemli ziyaret yerlerindendir. Köyün batısında Zamantı ırmağı üzerinde yeralan Yerköprü ile, hakkında birtakım efsane ve masallar söylenen Şelale de yazları ziyaret edilen yerlerdir. Hacettepe Üniver- sitesi'nden araştırma amacıyla gelen dört kişilik öğrenci ekibi ile birlikte 24 Ağustos 1993 günü ziyaret ettiğimiz Yerköprü ve Şelale hakkında, aynı günün akşamı köy kahvesinde düzenlediğimiz sohbet toplantısında, köylüler ilginç şeyler anlattılar.

Yerköprü'nün 500 m. yukarısında büyük bir delikten içe- riye uzanan mağara, Faraşa'lı Rumlar için bir ibadet ve ziya- ret mekanı idi. Burada et yedikten sonra ibadet ederler, mağara girişindeki çalılara da çaput (bez parçası,paçavra) bağlarlardı. Mağaradan çıkan su bazen kesilir, bazen akar. Bu olayı, ziyaret eden kişilerin şahsında yorumlayan köylüler,su bazı kişileri seviyor, bazılarını sevmiyor, sevmediği kişi varınca tabiiki akmaz, diyorlar. İki adet eski mezarın bulun- duğu yerde bir hristiyan velisi yattığını söyleyen yaşlı kişiye (57) diğerleri itiraz ediyor ve müslüman velisi olduğunu söylüyorlar(58).

Köyün ileri gelenlerinden Ahmet Vardar (59),İstiklal Sa- vaşı gazilerinden babası merhum Mustafa Vardar(1894-1978)'dan naklen şu hatırayı anlattı. "15 yaşında askere alındım. Seferberlik ve cihad-ı ekber ilan olundu dediler.20 günlük eği- timden sonra bizi Yemen'e gönderdiler. İki sene savaştıktan sonra İngiliz'e esir düştük. Üç sene esir kaldık, sonunda Adana'lı olanlar ayrılsın, onları memleketlerine göndereceğiz,çünkü Adana artık bizim oldu dediler. Yaya olarak aç sefil vaziyette, üç ayda Adana'ya geldim. Altı ay köyümde kaldıktan sonra yeniden askere çağırdılar. Toplam dokuz sene askerlik ve savaş yaptım. İngiliz'i Adana'dan attık, bahşiş olarak alay komutanım bana bir ay izin verdi. Ardından Fransız ve Er- meniler'e karşı çete savaşında görevlendirildim. Çete komuta- nımız, Ermeniler'den para yemiş, bizi seyibedip kaçtı.Biz de- vam ettik ve Ermeniler'i köylerinden terkettirdik.Ben ağır makineli neferi idim, hatta altın madalyam vardı, Yemen'de esir düştüğümde İngilizler elimden aldılar.Garp Cephesi'nde ki tüm muharebelere katıldım. Fevzi Paşa ile Atatürk, Yunan'ı götüngeri püskürttüğümüzde, hep başımızdaydılar. Atatürk'ün bir cipi vardı ve cepheyi bununla dolaşırdı. Babacan bir kumandandı, eratın hasta olanlarını okşar, çoğu zaman yemeğinieratla beraber yerdi".

i.Burhaniye

1853-1856 Osmanlı-Rus (Kırım) Savaşı sonunda Çerkez muhacirlerin bir kısmı Kayseri-Adana hudud bölgesine yerleşti rilmişlerdir(60).Asıl nüfus artışı ikinci göçle sağlanmıştır.

Tarihimize Doksanüç Harbi adıyla geçen 1877-1878 Osmanlı -Rus Savaşı'ndan sonra, göçmen olarak Kafkasya'dan gelen Çer- kezler'in bir bölüğü, 1300 (M.1884) senesinde Adana'nın Mercimek köyüne iskan edilirler. Ancak aşırı sıcak ve sıtma hastalığı yüzünden başka bir yere nakledilme istekleri uygun gö- rülür ve Kafkasya dağlarını andıran Toroslarda yurt aramaya koyulurlar. Erciyes'in güneyindeki ova devlet tarafından uygun görüldüğü halde kabul etmezler, bugünkü dağlık bölgeyi seçerler. İnderesi denen bu muhite yerleşirler, adını da çok sevdikleri bir Osmanlı komutanından dolayı Burhaniye koyar- lar(61).

1887'de kurulan köy, aşağı(ademi) ve yukarı olmak üzere iki mahalleden ibarettir. 75 Hane, 234 nüfuslu köyden Kozan ve Develi başta, çok göç olmuştur. Eskiden Yahyalı'nın en ka- labalık köylerinden birisi iken, ne varki arazinin yetersizliği ve gençlerin köyde kalmak istememeleri yüzünden nüfusu gittikçe azalmaktadır(62).

Adana'nın Feke ilçesine bağlı iken 1954'de Yahyalı'ya geçen Burhaniye, Çerkezler'in Kabartay boyuna mensup şu süla- lelerden meydana gelmiştir.Ademiler, Tatarlar, Nogaylar,Odak- lar,Harifler, Temirtaşlar. Köye ortakçı olarak sonradan yerleşmiş iki Varsak ailesi vardır.Bunlar Balcıçakırı köyünden gelen Çerkez Mehmet ile Çardak köyünden gelen Kemal Uluçay a- ileleridir. Burhaniye ile Çardak arasında bulunan Hasançavuşlar mahallesi, Çardak köyüne bağlı olup Varsaklar tarafından,1940 yılından sonra kurulmuştur. Adanalılar'ın yaylaya geldikleri İnderesi-Yedigöz mevkii, heryıl düzenlenen karakucak güreşle- ri ve at yarışlarıyla da tanınmaktadır.

1968 Yılında Aşağı Burhaniye'ye yapılan ilkokul 1982'de müstakil müdürlüğe dönüştürülmüştür. Çerkezler, diğer kültür değerlerindeki aşınmalarda olduğu gibi, ismin sonunda kullan- dıkları "bek" ekini de kullanmaz olmuşlardır. Zaten köyde tek mızıka olup mızıka çalmayı bilen, birkaç yaşlı dışında kimse kalmamıştır. Düğün ve cenaze adetleri gittikçe yozlaşmakta, bir çoğu da İslamiyet'e ters düşüyor gerekçesiyle terkedil- mektedir. Her iki mahallenin de Emir ve Mahir adlarını taşıyan dört ağası vardı, onların ölümüyle eski gelenek ve töreler de unutulmaya yüztutmuştur(63).

Burhaniye ile Adana arsında sınırı teşkil eden sıradağların zirvesi olan meşhur Akkaya tepesine 28 Temmuz 1992 günü üç saatlik yorucu bir yolculuktan sonra çıkabildik. Ormanla kaplı dağların başında heybetli fakat çıplak, bembayaz büyük bir kaya görünümünde olan Akkaya'dan Çukurova'ya doğru serpilmiş Varsak köylerini(Varankeçili, Büyükkeçili,Küçükkeçili) seçebiliyorduk. Dönüşte Burhaniye'nin tanınmış şahsiyetlerin- den Muzaffer Erbay, Akkaya hakkında şu hikayeyi anlattı.

Yörükler, Çukurova'dan Toroslar'a bu Akkaya'nın eteklerinden geçerek giderler. Evde kalmış yörük kızı her geçişte "ulan Akkaya, bu sefer senin önünden yüzüm kara geçmeyeceğim.Dönüşte mutlaka kucağımda bir bebek olacak" der fakat dönüşte yine eli boş geçmek zorunda kaldığında "Akkaya, bu sefer de sana karşı yüzüm kara, umudum gelecek seneye" dermiş(64).

j.Dikme

84 Hane, 669 nüfuslu köy Yahyalı ve Adana'ya göçler nedeniyle gittikçe küçülmektedir. Doksanüç Harbi'nden sonra Er- zurum-Horasan'dan getirilen ve Türkmen Ekradı olarak adlandı- rılan vatandaşlarımızın yerleştirildiği Dikme, Zamantı havza- sı içinde yeralır.

Ateşlerden Ali Ağa, Erdoğanlardan Şakir Ağa, Tuzculardan Bekir Ağa, Yıldırımlardan Hüseyin Ağa ve Tunçlardan Mehmet Ağa önderliğinde 13 hane olarak gelmişlerdir. 1947 yılında ise Bulutlardan Hacı Mulla ile Yılmazlardan Mulla Mehmet ve 10 haneden ibaret olan Honamlı yörükleri de köye yerleşmişlerdir. Gül ailesinden Efendi, Filit ve Abbas, Erzurum'a göç etmişlerse de 8-10 yıl sonra tekrar köye dönmüşlerdir. Yörük- lerden Köse Ali, Köse Savran, Ebiş Veli ve Biber Hüseyin ise Adana'ya göç eden Türkmen aşiret aileleridir(65).

Gerek folkloru gerekse yemek ve giyim-kuşam tarzları ile arklı bir kültürel yapı gösteren Dikme köyünde halen yaşayan sülaleler şunlardır; Ateşler,Tunçlar,Yıldırımlar,Bulutlar, Özenler, Aslanlar, Güller, Koçlar,Tuzcular,Erdoğanlar, Sayınlar, Torundağlar, Ersoylar,Yılmazlar(66).

Eski bir Rum yerleşim merkezi olan köyün doğusunda Afka- sıl (Kansel) mezarlığı ile Şehitler mezarlığı, batısında ise Kadıoluğu mezarlığı, tarihi niteliği olan Habib köprüsü ve karakolunun stratejik önemini vurgulamaktadırlar. 1980 yılın- da selden yıkılan Habib köprüsü, tek gözlü kemer köprülerin en büyüklerindendi. Yatsıpınar mevkiinde bulunan mağara da antik çağda kullanılmış olabilir. Palıtsı adlı yerdeki bir armut ağacına dilekte bulunan köylüler adak adarlar ve çaput bağlarlardı. Ağaç kuruyup yok olunca köylüler de bu geleneği terketmişlerdir.

k.Karaköy

Zamantı kıyısındaki bu tarihi köyün şimdiki hane sayısı 216, nüfusu ise 1245'dir. İlk yerleşmenin 400 yıl kadar önce olduğu söylenen köyün, adı hakkında iki rivayet anlatılmakta- dır. Birincisi; çevreye çok kar yağdığı halde buraya az yağmakta dolayısıyla köy, çevresine göre kara bir nokta şeklinde gözükmektedir. İkincisine göre ise; ormanlarla kaplı bölgenin bir yangın sonucu kararıp kalmış kısmına, bugünkü köy kurulmuştur (67).

Köy ilk önce Adana'ya bağlı iken sonradan Develi'ye,1954 den itibaren de Yahyalı'ya bağlanmıştır.Aşırı sıcaklar ve sivrisinek yüzünden Toroslara yaylaya çıkan İsmail Ağa (Şahbaz) ve Karaahmetoğlu Ahmet tarafından kurulan köye Kozan'lı Ermeniler'den de yerleşenler olmuştur(68). Uzun süre Osmanlı Devleti'ne bağlı kalan köyün XIX.Yüzyılda Kozanoğulları haki- miyetine geçtiğini görüyoruz. Zaten Kozanoğlu Ahmed Bey, yakındaki Şıhlı köyünde doğmuştur. Sırkıntıoğulları adını taşı- yan kabile bölgede, Kozanoğulları adına hakimiyet sürmüştür.

Bilhassa Yemen Harbi'nde çok şehit veren köyün Fransız Ermeni işgali dönemindeki mücadelesi oldukça kanlı geçmiş, Karaköy-Şıhlı yolunu tutarak Develi'ye geçit vermemişlerdir. Kuva-i Milliye ile köye gelen Develi kaymakamı, Ermeniler'e karşı başlatılacak muhtemel baskına engel olmuş, Ermeniler'in Irak'ın Dereor bölgesine sürgünlerini sağlamıştır. Köylülere gizlice silah dağıtan kaymakam, Ermeniler'in anlamaması için meydandaki kalabalığa şu şifre ile hitap etmiştir. "Söğüt de- resinden geldik (Karaköy), sırat köprüsünde dükkan açtık(Delialiuşağı), 24 giyim nal ile mıh lazım oldu. Biz hasret dağına gidiyoruz(Kozan)". Böylece ancak 24 kişiye verilebilecek silahı olduğunu bildirmiştir(69).

Köyde halen yaşayam dört büyük kabile vardır. Çulhalar Yahyalı'dan, Canlar (Aliceler) Elbistan'dan, Sırkıntılar Kozan'ın Turunçlu köyünden, Hamzalar ise Feke'den gelerek yerleşmişlerdir. Soylu ve Çopur aileleri ise 50 yıl evvel Yahya- lı ve Şıhlı'dan gelen ailelerdir. Cumhuriyet yıllarında 25 evden ibaret olup Örencik tepesinde kurulu bulunan Karaköy'ün meşhur ağası Emir Ağa idi. Yuvarlak, beyaz çadırlarıyla Menteş deresi ve Uyuzpınarı yaylalarında yaylarlardı.



l.Kuzoluk



56 Hane, 391 nüfuslu bir yörük köyüdür. 200-300 sene ön- ce kurulduğu belirtilen köy, eskiden Niğde'ye bağlıdır.Ermeniler'le yörük beyleri arasında kanlı çatışmalara sahne olmuş sonuçta Ermeniler, göç etmek zorunda kalmışlardır. Sonradan Develi'ye bağlanan köy 1954'de Yahyalı'ya ilave edilmiştir.

Köyün kuzeyinde bulunan bir oluktan dolayı Buzoluk, ardından da Kuzoluk adı verilmiştir. Bu oluktan koyun ve kuzuların su içmesi yüzünden olsa gerek Kuzuoluk da denmektedir. Göçebe haldeki aşiretlerin Toroslar'da yayladıktan sonra kışın bu oluk çevresinde yaşadıkları bilinmektedir. 1943 yılın- da köyün ileri geleni,İngiliz Yusuf (Gülbahar) lakabını taşı- yan bir aşiret reisidir. Karakoyunlu ve Karaevli aşiretleri, köyün ezelden beri temelini oluştururlar. Halen köydeki süla- leler, bu iki aşirete dayanmaktadırlar. Karaevliler'in önemli bir bölüğü Antalya ve Aydın yöresinde yaşarken Karakoyunlular'ın büyük bir kesimi de Konya Ereğlisi'ne yerleşmişlerdir.

Milli Mücadele'de Fransız ve Ermeni kuvvetlerine karşı üstün başarıları görülen Aydınlı aşiretine mensup aileler de halen köyde bulunmaktadırlar. Göçebe hayatını, mevcut şartlarda en iyi şekilde devam ettiren Kuzoluk'ta, folklorik yapı da farklıdır. Bir iki deve ile bir kaç at kaldığından,bun- larla ilgili kültür varlıkları yokolmak üzeredir. Çobanla il- gili iki kısa hikayeyi burada anlatmadan geçemeyeceğiz.

Oruç yiyen çoban hikayesi:Bir yörük çobanı ramazan ayın- da dağda koyun güderken acıkır.Çevrede kendisinden başka kim- se olmamasına rağmen oruç yemeye utanır ve keçenin (kepenek) altına gizlenerek yemeye başlar. Bu arada köpek yanına gelir, kuyruk sallayarak yiyecek ister. Çoban köpeği azarlar ve "git buradan, Allah'ı şüphelendireceksin" der(70).

Kavalı konuşturan çoban hikayesi: Kaval ile istediği mesajı iletebilen çoban, ağanın kızına aşıktır, fakat defalarca istettiği halde ağa, kızını vermez. Birgün eşkiyalar sürüyü basar, çobanı bağlayıp, öldüreceklerini bildirirler. Obaya yakın bir dağda bulunan sürü ve çobanın yapacağı birşey yoktur. Ancak çoban eşkiyalardan rica eder, son arzusu olarak bir kaval çalmak istediğini söyler. İzin verilir ve çoban ka- valı ile, ağa kızına şu haberi iletir."Eşkiyalar sürüyü bastı, kıl bağcak kolumu kesti, karabaş köpek kan kustu, Habib köprüsünde yollarını kesin, yetişin!" Yannık yayarken kavalı dinleyen ağanın kızı durumu derhal babasına bildirir ve obanın silahlıları, sürüyü de çobanı da kurtarırlar. Bu olaydan sonra ağa, kızını çobana verir(71).

m.Sazak

Zamantı ırmağının kuzey kesimlerinde kurulmuş olan Sazak Yahyalı'ya 30 Km. mesafede olup 40 hane,224 nüfusa sahiptir. Köyün ortasında bulunan ve köyü ikiye bölen sulak, sazlık araziden dolayı Sazak adını almıştır(72)

Eski bir Ermeni yerleşim merkezi olan köyün tarihi hakkında kesin bilgimiz yoktur. Son Ermeni ailelerinin bir kısmı Milli Mücadele sonunda, bir kısmı da 1934 mübadelesi ile köyden ayrılmışlardır. 1916 yılında, Rus işgali yüzünden Erzurum'u terkeden muhacirlerden birkaç aile buraya gelerek yerleşmişlerdir. Aydınlı yörüklerinin bir kısmı da arazi satın almak suretiyle 1945'de, bu köyde kışlamaya başlamışlar, fiğ ve buğday ekimi ile tarımı da geliştirmişlerdir.

Balkan Savaşı sonunda gelen Rumeli göçmenleriyle 1953'de gelen Doğu Türkistan göçmenleri ise 1960'da köyü tamamen ter- kederek Bursa-Mustafakemalpaşa ile Manisa-Salihli'ye gitmişler, 1970 yılından sonra Erzurum-Karayazı'dan gelen üç sülale de göçen muhacirlerin ev ve arsalarını satınalarak, bu kö- ye yerleşmişlerdir. Şu anda köy kozmopolit bir yapı sergilemekte, değişik kültürler yavaş yavaş ortak hale gelmektedir. Kars-Erzurum muhaciri denen ve önce gelen Tosun,Kaya sülaleleri, mübadele muhaciri adıyla anılan ve 1934 sonunda Yunanistan'dan gelen Atmaca,İvecan, Kılıç sülaleleri, yörüklerden Müsüroğlu sülalesi, Karayazı'dan gelen Polat,Kıyga,Kanat sülaleleri, köyün belli başlı ailelerini oluştururlar.

Sazak köyü ve civarında yaşanmış iki olayı hikaye şeklin de muhtar Osman Atmaca ve köyün yaşlı kişilerinden dinledim. Bayburtlu'nun un öğütme hikayesi:Köy halkından şaka ve nükteleriyle tanınan Bayburtlu lakablı birirsi Karaköy köyüne

un öğütmeye gidecektir. Babası merkebi yükler, yola çıkarırken Bayburtlu'ya, Habib köprüsünden geçerek gitmesini tenbih- ler. Yolu daha kısa olduğu için tahta köprüden geçen Bayburtlu köprünün çürümüş, yıkılmak üzere olduğunu görünce korkar, köprünün ortasına geldiğinde korkusu büsbütün artar ve Allah' a yalvarmaya başlar. Nihayet karşıya geçer, derin bir nefes alarak rahatlar, bu sefer "Allah'a da minnetim kalmadı, kimseye de" der demez merkep (eşek) olduğu yere çöker. Yeniden duaya başlarken bir yandan da "Allahım, vallahi de şaka yaptım billahi de, tövbe olsun bir daha yapmam" derken bir avcı gelir ve beraberce eşeği kaldırırlar.

Karabıyık hikayesi:Toroslar'da bir milli kahraman gibi tanınan Karabıyık, adeta efsaneleştirilmiş, bilhassa Karabıyık ağıdı dilden dile dolaşarak Anadolu'ya yayılmıştır.

Cumhuriyetten sonra yaşayan ve Gavur dağı, Kozan dağı ve Aladağ (Karsantı) yörelerinde eşkiyalık yapan Karabıyık,tıpkı

Köroğlu gibi haklı ve zayıfın yanında, güçlü ve zalimin karşısındadır. Gavur dağındaki Çardak köyünde doğup büyümüştür. Asıl adı Mehmet Aslan olan Karabıyık, Harbokulu mezunu bir üsteğmen iken, kız kardeşinin kaçırılıp tecavüz edildiğini duyunca ordudan firar ederek Çukurova'ya, oradan da Toroslara gelir. Düşmanları olan altı kardeşi öldürdükten sonra eşkiya- lığa başlar, çevresine adamalar toplar, zengin aşiret ve köy- lülerden aldığını fakirlere dağıtarak mazlumların sevgilisi haline gelir. Hakkında vur emri çıkarılmıştır, artık geri dö- nüşü imkansızdır. Kozan, Karsantı,Başpınar ve Aladağ yörükle- ri arasında saklanır. Takibattan kurtulmak için kendisine benzeyen birini öldürür ve üzerine kendi kimliğini belirleyen eşyalar bırakır. Gavur dağında cesedi bulan köylüler, Karabı- yık'ın silahını tanırlar ve Adana valisine durumu bildirirler. Uzun süre rahat bir biçimde yaşayan Karabıyık, daha önce yaptığı bir hile sonucu, kurşun işlemeyen kişi olarak tanınmıştı, bundan dolayı köylülerin çoğu, öldüğüne inanmaz. Şöyle ki;kuru-sıkı tabir edilen dolma mermilerle köyün ortasında kendisine ateş ettirir. Ölmediğini gören köylüler bu olayı etrafa dağıtırlar ve zaptiyeler de Karabıyık'tan korkarlar, kolay kolay çatışmaya girmezler. Sonunda bir yörük kızına as- kıntı olan Karabıyık, misafir olduğu yörük çadırında uyurken, beş-altı kişi tarafından boğularak öldürülür. Cesedine ateşedince kurşun işlemez lafının bir hile olduğunu anlarlar.Gavur dağının Kanlı Çağlak mevkiinde cesedi bulunan Karabıyık'ın öldüğüne hala inanmayanlar vardır(73).

n.Taşhan

150 Haneli,1030 nüfuslu, Göynük ovası doğusunda, ekilebilir arazisi çok olan merkezi bir Türk köyüdür. Cumhuriyet öncesi köyü terkeden Ermeniler'in bıraktığı evlerden halen kullanılanı vardır. Eskiden köyün ortasında bulunan taş örgü- lü handan dolayı Taşhan adını almıştır. Mağara-kilise ile Er- meni mezarlığı denilen kalıntılar, köyün tarihini çok eskile- re götürmektedir. Kurtuluş Savaşı sonunda köye ilk yerleşenler, yörüklerdir. Hasan Efendi adlı meşhur ağa ile çevreye kendini tanıtan köy, Karakoyunlu aşiretinin yurdu haline gelmiştir. Doksanüç muhaciri adıyla Erzurum ve Kars bölgesinden gelen Papaklar'ın Gürcistan'daki akrabalarıyla ilişkileri devam etmektedir.Seferberlik muhaciri dedikleri Kürtler ise Ermeni zulmünden do- layı Erzurum'dan gelen sülalelerdir. Bunların akrabası olan 15 hane de 1970 yılından sonra gelerek yerleşmişlerdir(74).



Taşhan köyüne dördüncü iskan, mübadele göçmenleri adıyla Selanik'ten gelenler tarafından gerçekleşmiştir. 1939 ve 1951 yıllarında Bulgaristan'dan gelen göçmenler halen köyde yaşadıkları halde, 1953 yılında Doğu Türkistan'dan gelenler 1960'lı yıllarda göç ederek Bursa ve Manisa'ya yerleşmişlerdir(75)

Karakoyunlu yörükleri, Aladağ ve Elmadağı'na yaylaya çıkarlar, diğer gruplar ise daha çok tarımla uğraşırlar. Köklü sülaleler şunlardır; Karakoyunlular, Papaklar, Kürtler, Yunanistan muhacirleri, Bulgaristan muhacirleri.

o.Süleymanfakılı

Yahyalı'nın kuzey-doğusunda, Develi ilçesi ile sınır olan Süleymanfakılı köyü 104 hane, 398 nüfusludur. 150 yıl ka- dar önce kurulduğu belirtilen köye ilk yerleşenlerin Avşarlar olduğu söylenir (76). Göçebe olarak gelip giden bu Oğuz boyu mensupları daha sonra Tomarza taraflarına gitmişlerdir.On on- beş sene de Develi'den gelen Ermeniler tarafından kullanılan köy ve arazisi, onların da gitmesiyle bir müddet boş kalmış,harabeye dönüşmüştür. Tomarza'nın Kelgin köyünden gelen yedi hanelik bir grup tarafından kurulan köyün temelini de bu aileler oluşturur(77) Karaahmetlerden Mehmed, Yunusoğullarından Hacıali,Müştümoğul- larından Hafız ve Osman, Ahmed Çavuş, Hüseyin Çavuş ile Hacı Haydar. Bu ailelerin önderi olan Süleyman Ağa'dan dolayı köye Süleymanfakılı adı verilmiştir. Tarım ve hayvancılıkla geçimini temin eden köylüler içinde göçebeliği devam ettiren aşiret yoktur. Yaylacılık olması- na rağmen köy tamamen yerleşik hayatı benimsemiştir, diyebi- liriz (78). Köyde halen yaşayan sülaleler şunlardır;Göküler, Müştümoğulları, Yunuslar, Karaahmedler, Kadirliler, Göçler, Karaseyitler, Onbaşılar, Mullalar, Aceryusuflar, Anişler. Önceleri Develi'ye bağlı iken 1954'de Yahyalı'ya dahil edilen Süleymanfakılı köyünde anlatılan hikaye ve masallar, folklor kısmında verilmiştir.

ö.Denizovası

Tamamı 20 hane olan köyün nüfusu 54'dür. Kışları bu nüfusun ancak yarısı köyde kalır. Yolu ve içme suyu bulunmayan köy, çok ilkel şartlarda varlığını sürdürmektedir.

Etrafı biraz yüksek olan köyün bulunduğu kapalı vadi,kar sularının erimesiyle birkaç ay suların altında kaldığından, Denizovası adı verilmiştir(79). Taşhan köyüne bağlı bir mezra iken 1954'de köye dönüştürülerek Yahyalı'ya bağlanmıştır. Köy ve arazisinin tek tapulu olup bir Ermeni'ye ait olduğu,1988' deki kadastro çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Köylülerden alınan bilgilere göre, Milli Mücadele döneminde bölgeyi terkeden diğer azınlıklarla berabar bu Ermeni de araziyi Yusufoğullarından Hatem Ağa'ya satarak gitmiştir. İshak adını taşıyan bu gayri müslim vatandaş, daha önceleri Yusufoğulları ile ortakçı olarak bu araziyi ekip biçmekteydi(80).

Göçebe ailelerden Hacı İbrahim Adana'dan, Çolak Ahmet ile Mulla Mehmet Develi'nin Cambaz köyünden, Topal Hacı ise Aydın'dan gelip yerleşmişlerdir. Köydeki mevcut sülaleler şunlardır;Yusufoğulları, Topalhacılar, Çolakahmetler, Mullamehmetler, Sağırveliler. Derebağ kasabasından gelen Hasan ve Halil adlı şahıslar da bu köye yerleşmişlerdir.

Yukarıda belirtildiği gibi göç olayı ençok görülen köy lerden biridir. Göçler daha ziyade Develi'ye ve Yahyalı'nın İsmet mahallesine olmaktadır. Arazisinde çok sayıda maden ya- tağı bulunan Denizovası köyünde, taştan oyma iki mağara vardır. Tarihi kilise ise köylüler tarafından yıkılarak taşları ev ve ahır yapımında kullanılmıştır.



p.Kirazlı

Yahyalı'nın 5 Km. güney-batısında yeralan Kirazlı köyü, Derebağ kasabasına giden yol üzerindedir. 1876 nüfuslu olan köyün hane sayısı 337'dir. Roma döneminden beri yerleşim birimi olduğu kesindir. Köyü çevreleyen dağlardaki mağara evler maşatlıklar, şimdi merkez camii olan kilise ve zaman zaman köylüler tarafından bulunan İskender ve Roma dönemi sikkeleri bizi doğrulamaktadır. Eski adı Kalınkilise olan köye halk, Galınkise demekte idi. 1960'lı yıllarda, yetiştirdiği kaliteli kirazlardan dolayı Kirazlı adı verilmiştir. Eskiden ormanlarla kaplı olduğu bilinen köyün ilk sakinlerinin, Osmanlı döneminde buraya giz- lenen eşkiya ve kanun kaçakları olduğu söylenmektedir(81).

Halıcılık, hayvancılık, tarım ve ticaretle geçimini sağ- layan köy halkının, ilçe merkezi ile ilişkisi süreklidir. İlk yerleşen sülalenin Abdurrahmanlar (Bayansar), ondan sonra da Mesepler (Alas) olduğu kabul edilmektedir(82). 1823 yılında Konya'dan geldiği bilinen bu sülale Osmanlı döneminde imamlık çiftçilik, koyunculuk görevlerini yapmaktaydı. Hacı,Hüseyin, Durmuş, Abdil dedelerden bugünkü torunlarına ulaşan Mesepler, şu anda köyün en büyük sülalelerinden birisi olup bir bölüğü de Develi'nin Ayşepınar köyünde oturmaktadır.

Ayrıca Oraklı sülalesi Karaköy'den, Tekavütler Sarınç'tan, Kolukısalar Niğde-Çaykavak'tan, Kırımlar Bulgaristan'dan Dellallar ve Kılavuzlar Yahyalı'dan, Ağtavuklar Çavdaruşağı'- ndan, Yeğdinler Adana'dan gelmişlerdir(83).Bugünkü belli baş- lı sülaleler; Mesepler,Abdurrahmanlar, Kasaplar, Körsalihler, Dedeşler, Hamzalar, Keçeomarlar, Cinavlar, Gökküler,Cihanlar, Miççikler,Kamberler,Dellallar,Kılavuzlular,Mullalar,Çirişler, Yekdirler,Sümbüller,Allişler,Ferikhüseyinler,Kemikhacılar. Yaylacılığı kısmen devam ettiren köylülerin kondukları yaylalar;Gerzile, Mercanoluğu,Almadalı, Belkuyu'dur.

Recep Hoca, Kör Salih, Miççik Abdullah, Çiriş,Süleyman Sarı,Çavdar Mehmet, Çavdar Hasan, Kötü Ali, Guburlu Abdullah ve Hacıbıyık köyün gazileridir. Milli Mücadele'nin tüm muharebelerine katılan Recep Hoca (Alas), Sakarya Muharebesi'nde Atatürk'ün battaniyesini çalar. Olayı Yahya Kiraz'dan dinleyelim(84). "Rahmetli Hoca Atatürk'ü ve Mareşal'i çok severdi. Anlatırken gözleri dolardı. Sakarya harbi devam ederken bir gece çok üşür. Her taraf sis-pus içinde, sabah kalktığımızda üstümüze çiğ düşmüş, bedenimiz kemik gibi olmuştu, der. Baş kumandan'ın çadırında birkaç battaniye ve beylik olduğunu bi- liyordum. İkinci gün de aynı soğuk devam etti. Bir yolunu bu- lup çadırdaki battaniyelerin birini aldım. Ertesi gün geri koyacaktım ama Ata'nın müzevirlerinden biri haber vermiş. Be- ni çağırdılar, cezalandıracaklarını söylediler. Ben de "evlatlar hırsızlık yapar, babalar affeder, siz bizim babamızsı- nız Paşam" dedim. Bu cevap Atatürk'ün hoşuna gitti ve "bana böyle bir asker, zeki olmayan yüz askerden iyidir" dedi. Affettikten sonra da bir-iki kez karşılaştık, hatırımı sordu".



2.Ova Köyleri



a.Ağcaşar

Yahyalı-Develi karayolu üzerinde, Ağcaşar barajı kıyısında kurulu köyün hane sayısı9,nüfusu 409'dur. Baraj gölüsahasında kalan asıl köy 1986'da boşaltılarak şimdiki yerine taşınmıştır.

Yaklaşık 500 yıllık bir tarihe sahip olan Ağcaşar'ın ilk sakinleri Rum ve Ermeniler'di. Bölgedeki eski mezarlıklar ve diğer tarihi kalıntılar ile Kurtuluş Savaşı sırasında köyü terkeden Rum ve Ermeni ailelerin anlattıkları, köyün tarihi geçmişinin uzun bir süreyi gösterdiğini doğrulamaktadır (85). Osmanlı döneminde Hacıoğlu adlı bir şahıs Kayseri'den ailesi ile birlikte gelerek çınarın dibindeki suyun başına yerleşir. Hacıoğlu ölünce ailenin başına, dört oğlundan en büyüğü olan Ağca geçer. Şehir anlamına gelen "şar" kelimesi Ağca ismine eklenerek köyün adı Ağcaşar konur (86).

Bir zamanlar Aydınlı ve Karakoyunlu aşiretlerinin de ya- şadığı köyde göçebe hayatını sürdüren hiçbir aile yoktur. Bu aşiretler,Cumhuriyet yıllarında Kuzoluk ve Musahacılı köyle- rine göçmüşlerdir. Mevcut sülaleler; Alatepe, Yeşilyaprak,Küçüktepe,Karakaya,Apaydın, Çerçi, Ay, Çıkılı,Yıldız, Çulhaoğlu soyadlarıyla anılırlar.

Ağcaşar'da dinlediğimiz manzum Sürmeli Bey ile Telli Se- nem hikayesi şöyledir. "Vaktiyle Sürmeli Bey isminde bir delikanlı varmış. Bu delikanlı Telli Senem isminde güzel bir kıza aşıkmış. Nişanlanmalarına rağmen bir müddet sonra arala- rına bir soğukluk girmiş. Sürmeli Bey, Telli Senem'e kahredip küsmüş, almış başını gitmiş. Çukurova'da bir aşiret içine varmış ve orada yaşamaya başlamış.

Sürmeli Bey'in kardeşi Arif, aramaya çıkmış, kardeşinin yaşadığı aşirete gelmiş.Sazını eline alıp başlamış söylemeye.

Yata yata Çukurova ört(ü) olur

Sineği de can alıcı kurt olur,

Sen gitmezsen yüreğime dert olur

Gardaş kalk gidelim sılaya doğru.



Sürmeli Bey cevap verir:

Gitmem gardaş ben memleket düzüne

Huri kızı olsa bakmam yüzüne

Benden selam söyle elin kızına

Bana sıla da bir, gurbet el de bir.



Arif:

Kalk gidelim gardaş dağlar başından

Ar ederim kekliğinden kuşundan

Zamantı suyundan, Pınarbaşı'ndan

Gardaş kalk gidelim sılaya doğru.



Sürmeli Bey:

Oralarda benim dağlarım mı var?

Kırmızı çubuklu bağlarım mı var.

Benim ardım sıra ağlarım mı var?

Bana sıla da bir gurbet el de bir.



Arif:

Ne emekler çekip geldim buraya

Elimiz ulaşmaz karşıki dağa,

Hiç sözüm geçmedi Sürmeli Beğ'e

Gardaş kalk gidelim sılaya doğru (87).



b.Mustafabeyli

Yahyalı'nın 5 Km. kuzeyinde, ovaya açılan kapısı konu- munda olan Mustafabeyli, Elmalı ve Seki dağları arasında, 165 haneli, 722 nüfuslu, kültür düzeyi yüksek yeşil bir ova köyü- dür. Aşağı, Küçük, Değirmenönü ve Köseli adlarında dört mahalleden meydana gelmiştir.

Tarihi hakkında rivayetten öte birşey bilinmeyen köyün, Selçuklular'a kadar gittiği söylenmektedir. Bir Selçuklu beyi olduğu kabul edilen Mustafa Bey'in kardeşleri Küçük Ali ve Köse Ali ile birlikte burada kaldıkları, köyün onlardan türe- yerek geldiğine inanılır(88). İlk yerleşim yeri bugünkü köyün kuzeyinde bulunan Soğla mevkii olup köyün eski adı da tapu kayıtlarında Taşpınar şeklinde geçmektedir(89).

Mersin, Kayseri,Develi ve Yahyalı'ya olan göçler yüzünden nüfusu gittikçe azalan köyün mevcut sülaleleri;Mahmutlar, Murtazalar,Hacıhasanlar, Bekirhasanlar, Memikoğulları, Cerge- ler ve Alihocalar'dır.



c.Yerköy

Mustafabeyli'nin 2 Km. kuzeyinde ovada yeralan köyün nü- fusu 879, hane sayısı ise 140'tır. Kopçu ve Kocahacılı ile bir üçgen teşkil eden Yerköy'ün XV.Yüzyıl ortalarında yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Zaten Yahyalı'nın da büyük bir kesimi ilk önce bu üçgende yaşamaktaydı. Sinek ve sıtma tehdidi üzerine, sonradan göçmüşlerdir. Bugünkü köyün kurucuları ise Adana'nın Tahtacık köyünden gelen sekiz hanedir. Eski ka- bileler; Çekiçler,Hethetler,Çerkezler, Köseler, Takacinniler, Kavlaklar'dır. Yeni kabileleri ise; Süllüler, Keleşler,Tatar- lar, Osmankağalar, Hacıyusuflar, Musalar, Çobanibrahimler,Ko- caağalar, Farsaklar oluşturur(90).

1953 Yılında gelen Doğu Türkistan göçmenlerinin büyük bir kısmı Manisa-Salihli'ye gitmişse de halen köyde yaşayanları çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Eskiden yaptıkları deri elbise, ayakkabı, şapka gibi mamülleri Yahyalı ve çevre ilçe pazarlarında satarak geçimlerini temin ederlerdi. Şimdi bu el sanatları ne yazık ki unutulmuştur.Köy- de bulunan dört Kürt ailesi ise 1991'de Doğu Anadolu'dan gel- miş, köylülerin itirazına rağmen Kayseri Valiliği'nin ısrarı üzerine, ev ve tarla satın alarak bu köye yerleşmişlerdir.

Köy halkından Osman Güngör başından geçen mizahi bir olayı şöyle anlattı."Höyük mevkiinde ekinin ortasında daireler çizdirerek tırpan sallıyor, ekin biçiyordum. Her tırpan sallamada "Allah!" diye bağırarak zikrederken kulağıma "uç ya Osman!" diye sesler gelmeye başladı. Durup dinledim, aynı ses peşpeşe geliyor, tırpanı yere atıp kollarımı yana açarak zıp- lamaya başladım. Birkaç sefer denediysem de olmuyor. O sırada üç-dört genç çıkıp gelmez mi? Meğer seslenenler,onlarmış(91).

Yerköy muhtarı İsmail Develioğlu'nun(92) anlattığı kısa bir olayla konuyu bağlamak istiyorum. "Köyden bir avcı av es- nasında bir tavşana rastlar. Kaçan tavşanı vuran avcı hayvanı kesecekken karnının kıpırdadığını görür. Tavşanın yavrula- mak üzere olduğunu anlar ve karnını dikkatlice yarar. Hemen ortaya çıkan yavrular, dört bir yana kaçmaya çalışırlar.Olay- dan son derece etkilenen avcı, tövbe eder ve bir daha ava çıkmaz".

d.Kocahacılı

Yahyalı-Develi karayolunun 13. Km.sinde bulunan köyün Çevlik ve Osak mevkiilerinde elde edilen tarihi buluntular ile höyük ve mezarlar köyün tarihinin eskilere uzandığını göstermektedir. 200 Haneli ve 1188 nüfuslu Kocahacılı köyünün adını, XV. Yüzyılda bölgede vakfiyyesi bulunan Akçakoca'dan almış olması kuvvetle muhtemeldir. Akçakoca'nın, Kopçu köyün- de türbesi bulunan Akkoca Sultan ile aynı kişi olup olmadığı da bilinmemektedir. Türkman taifesinden Kocahacılı Cemaatı, XV. Yüzyıl ortalarında burada yaşamaktadır (93). Yahyalı'nın ilk jandarma teşkilatı,1835 yılında Kocahacılı'da kurulmuştur. O zamanlar Niğde Sancağı'na bağlı bir karye olan Kocaha- cılı'dan, 1885 yılında Yahyalı Nahiyesi'ne taşınmıştır(94).

Önce Develi'ye ait iken 1954'de Yahyalı'ya bağlanan köyün adının, Koca Hacı isminde birinden geldiği söyleniyorsa da bunun tahmini olduğu yine köylüler tarafından belirtilmek- tedir(95).

e.Kopçu

Develi ile sınırı olan köy, halen 80 haneli,560 nüfuslu- dur. Son yıllarda büyük şehirlere göç nedeniyle nüfusu azalmıştır.Tarihi mezarlığın ortasında bulunan Akkoca Sultan tür- besinden dolayı kendilerini, bu büyük Zat'a bağlamaktadırlar. Selçuklular zamanından beri kervan yolu üzerinde bulundu- ğu söylenen köyün adının, kopmak fiilinden geldiği gibi,akın- cı, haberci anlamında kullanılan "kopçu" sözünden geldiği de belirtilmektedir(96).

1954 yılında Yahyalı'ya bağlanan Kopçu'nun mevcut sülaleleri şunlardır;Tekkeşinler, Güçlüler, Coşkunlar, Cömertler, Hacımahmutlar, Köseler, Bulutlar,Batmanlar,Fidanlar.

Köyün tanınmasında büyük emeği geçen ünlü halk şairi Yaşar Fidan (1935-1983) Kopçu adlı şiirinde şöyle seslenmektedir.

KOPÇU

Akkoca Sultan'dan alır ismini

Konuşur öztürkçe, dili Kopçu'nun.

Tariften acizim, inan cismini

Açar ilkbaharda gülü Kopçu'nun.



Kuzeyi Erciyes, doğusu Gazi

Güneyi Toroslar, batıda sazı,

Yerleşim, ovada münbit arazi

Derde şifa Acıgöl'ü Kopçu'nun.



Meşhur el işidir rengarenk halı,

Emsal kabul etmez kaymağı,balı

Şirindir kazası yeşil Yahyalı,

Şanlı Kayseri'dir ili Kopçu'nun.



Türlü türlü kuşlar yaparlar yuva

Çalışkan insanı bilmez masiva,

Sıhhat kaynağıdır tertemiz hava

Eser tatlı tatlı yeli Kopçu'nun.



Kavunu, karpuzu hele pancarı

Arpanın buğdayın halis ambarı,

Bu küçük güzel köy yonca pazarı

Açık her mevsimde yolu Kopçu'nun.



Köyüne sevdalı Fidan, derbeder

Dedikodu bilmez, işine gider.

Halkının hepsi de misafirperver,

İşte böyle gardaş hali Kopçu'nun.





f. İlyaslı



Kayseri karayolunun 12. Km.sinde bulunan köy, elma bahçeleriyle ünlü olup 121 hane 845 nüfusludur. Köyün adının İl- yas isimli bir büyükten dolayı İlyaslı olduğu konusunda, görüştüğümüz yaşlı köylüler hemfikirdirler. Seki dağında Dere- cağzı denilen yamaçta yaşayan İlyas Baba'nın, sonradan gelip buraya bir çiftlik kurduğunu söyleyenler olduğu gibi(97) 1930 lu yıllarda köye yerleşen İlyas adında varlıklı bir kişiden dolayı bu adı almış olduğunu kabul edenler de vardır(98).

Tarih bölümünde belirtildiği üzere XV. Yüzyılda bölgede, Abdal İlyas zaviyesinin varlığı arşiv vesikaları ile verilmiştir. Dolayısıyla köyün adının buradan gelmesi ihtimali da- ha kuvvetlidir. XVI.Yüzyılda Yörükan taifesinden İlyaslı cemaatı burada yaşamaktadır(99).

O zamanlar bir bataklık görünümünde olup ivez ve sinekten durulamaz vaziyetteki ovadakiler, yakındaki Seki dağı eteklerinde kalırlarmış. Şu anda köyde birkaç ana kabile vardır. Türkmen olarak;Divrinliler, Küpeliler, Memeçler,Kürtler'den;Kars'tan gelen Şervanlılar,Aleviler'den;Bahçeliler,Yörük- ler'den de Aydın'dan gelme Süleyman ve Hüseyin Aydın.



g.Çubuklu

İlçe'nin büyük köylerinden olan Çubuklu;257 hane,1401nüfusludur. 1960 yılına kadar adı Karamadazı olan köy Dere, Elkayıplı ve Sarıcalı mahallelerinden meydana gelmektedir.

Karamadazı adının Karamanoğulları ile ilgili olduğunu düşünen köylüler, köyün tarihi hakkında net bir bilgiye sahip değillerdir(100). Yahyalı'nın Madazı mahallesine adını veren Medazlıoğulları ile de bir ilişki kuramadık. Ancak köyün çok eski bir mazisi olduğu da kesindir. Kale, han harabeleri,gavur damı, kilise sütunları ve adak yeri olarak Akkoca,buranın eski yerleşim yerlerinden olduğunu gösteriyor. Topraktepe ad- lı höyük yanında bulunan tarihi kuyunun suyu, uzun zamandan beri çekilmiştir.

Köye ilk yerleşen sülaleler;Apıllar, Çakırlar,Yıldızlar, Aliçavuşlar, Nizamlar, Topalaliler'dir. Halen yaşayan sülale- ler ise; Apıllar, Nizamlar,Yaykalar,Karabulutlar,Osmanağalar, Çiftçiler, Topalaliler, Aliçavuşlar, Tezcanlar,Okkalılar, Me- mişağalar, Bulduklar, Muharremler,Göğüşaliler,Hocalar, Çakırlar, Muratlar, Aşşıklar, Dadallar, Köseler, Maşlaklar,Gücükler,Akağalar, Sofular, Şatırlar'dır.

Kışı Adana'da geçiren, yazın ise Çubuklu ve yaylalarına konan aşiretlerin en meşhur ağaları Kara Ahmmet,Koca Mustafa, Topal MUstafa ve Eşe Mehmet'tir. Karakeçili aşiretinden Kürt Omar köyün Kaş ve Karagedik yaylalarına konardı. Ne var ki köy halkından Musa Onbaşı ile Kürt Omar'ın oğlu arasında çıkan bir kavga yüzünden bu aşiret de diğerleri gibi artık gelmez olmuştur(101).



h.Yuları

Yörükan taifesinden Yuları (Buları) cemaatinin oturduğu köy şu anda 50 hane olup nüfusu 273'dür. Dışarıda yaşıyanları köyde oturanlardan çok daha fazladır. Kuruluşu 300 seneye ka- dar götürülen köyün eskiden çok zengin olduğu, bilhassa özel yetiştirilmiş atları ile Konya, Kayseri ve Adana yörelerinde bile tanındığı ifade edilmektedir(102).

Çevre köylere göre Osmanlı Devleti'ne verdiği 387 akçelik vergi ile (103) gelir düzeyi en yüksek köylerden kabul edilen Yuları, 1942 ve 1955 depremlerinde büyük hasar görmüş- tür. Yine 1945 ve 1961'deki sel felaketleri köyün nufusunun azalmasında etkili olmuştur.

1880-1890'lı yıllarda köyün yedi hanesi vardır ve hepsi de yörüktür. Çekiçler, Akkızlar, Develiler, Aleveliler,Yetim- aliler, Karahasanlar ve Eşealiler. Şu anda aşiret aşiret geleneğini devam ettiren aile yoktur. Yaylacılık ise diğer köy- ler gibi burada da yapılmaktadır.



ı.Senirköy

Aşağı ve Yukarı olmak üzere iki bölümden oluşan Senirköy resmen 1985 yılında kurulmuştur. İstiklal Savaşı gazilerinden merhum Emin Develioğlu'nun çiftliğinden satın alınan arazi ü- zerinde, ovanın en verimli kısmında bulunmaktadır. Hatta bu araziden elde edilen çiçek toprağı çok meşhur olup Türkiye'nin hemen her yöresine gönderilmektedir.

Yukarı mahalle;1977 yılında Musahacılı köyündeki Karaha- cılı aşireti ile Karakoyunlu-Keşşaflı-Akkoyunlu aşiretleri a- rasında namus davasından çıkan kavganın cinayetle sonuçlanma- sı üzerine kurulmuştur. Karahacılı aşireti Musahacılı köyünden ayrılmak zorunda kalmış, diğer köylerden gelen aileleri de yanına alarak bugünkü köye yerleşmiştir(104).

Hala sınırları çizilmemiş olan köye Horzum,Hayta,Akkoyunlu ve Bahşiş aşiretleri de konmuşlardır. Aladağ, Çamlıca, ulucaova yaylalarında uzun süre kalan bu aşiretlerin diğer bölükleri Çukurova'dadır. Şu anda 80 hane,691 nüfuslu olan köyün hane sayısı gitgide artmaktadır.Aşiret geleneği ve kül- türünü günümüz şartlarında en mükemmel haliyle yaşatan Senirköy ahalisi, tarım ve el sanatlarıyla da uğraşmaktadır. Köylülerden dinlediğim bir masalla bir hikayeyi burada nak- letmek istiyorum.

Kedi ile adam:Kedinin biri obada aç kalmış. Hısızlık ya- parken yakalanıp dayak yemiş ve kurtuluşu kaçmakta bulmuş.Or- manda dolaşırken bir kaplana rastlamış. Kaplan kediye; "sen kimsin,necisin?" diye sorunca kedi;" vaktiyle ben de bir kap- lanın oğluydum, tuzağa düştüm, insanlar içinde dura dura boyum büyümedi, rengim düzelmedi.Şimdi bir yolunu bulup kaçtım, beni yanına al, koru" demiş. Ömründe hiç insan görmediğini bildiren kaplan, kediye "bana bir adam göster, bu adam dediğin nasıl bir şeydir?" demiş. Arkadaş olan kedi ile kaplan birlikte adam aramaya başlamışlar. Derken bir çobana rastlamışlar. Kedi adamı görünce miyavlamaya başlamış. Kaplan ise kedinin bu yalvarır haline sinirlenip yüzüne tükürmüş.Sonra kediye "ne korkuyorsun, bu adamın bir pençelik işi var" diye- rek adamın üstüne atlamış. O arada kepeneğinin altından sila- hını çeken çoban kaplanı vurmuş. Acı içinde can çekişirken kaplan, kediye "kedi kardeş sen haklıymışsın, adam denilen şey meğer senin anlattığından da kötüymüş"(105).

Koyununu kaybeden çoban:Çobanın biri dört koyun kaybetmiş. Ararken de türkü çağırıyormuş.Yolda bir adama rastlamış. Adam "böyle türkü çağıra çağıra ne ararsın ey çoban?" demiş. Derin bir iç çekişten sonra çoban şöyle konuşmuş;" şu tepenin ardında bir umudum daha var, eğer davarı orada da bulamazsam, ondan sonra gör nasıl ağladığımı" demiş(106).

Derebağ Kasabası

Dereköy ve Elmabağı (Kesteliç) köylerinin birleştirilme- siyle (6 Haziran 1971) kurulan Derebağ kasabasının aslını, XV. Yüzyılda bölgeye yerleşen Dereköy cemaatı oluşturur(107). İklimi, bitki örtüsü, ekonomik ve sosyal yapısı bakımından Yahyalı'ya benzerlik gösteren Derebağ'ın İlçe'ye uzaklığı 10 Km.dir.

Derebağ şelalesi ile yerli ve yabancı turistlerin dikka- tini çeken kasabanın mevcut nüfusu 4182, hane sayısı ise 730'dur.Bugüne kadar altı belediye başkanı görev yapmıştır.Camii- kebir, Bahçelievler, Dedepınarı mahallelerinden meydana gelen Dereköy'e, Çağlayan adıyla eklenen Kesteliç, elmasının bollu- ğundan dolayı Elmabağı adını almıştı.Her ikisi de tarihi yön- den eskilere dayanan bu yerleşim yerlerinde kilise, mağara ev kalıntıları ve geçitler bulunmaktadır. Rumlar'la yapılan mücadelede Türk komutanın "Kes de geç!" emrinden dolayı Keste- liç dendiği bildirilmekte(108) ise de biz bunun, bir yakıştırma olduğunu zannediyoruz.



Ormanlık bir yer olan Kesteliç'e avlanmak üzere Niğde'den gelen dört kişi, şelaleyi ve yeşilliği görünce ailelerini de getirerek buraya yerleşirler(109). Bunlar gelmeden önce yaşa- yan ecnebi topluluk ise;hiç kar yağmayan köye,bir sabah uyan- dıklarında kar yağdığını, her tarafın bembeyaz, havanın da soğuk olduğunu görünce, beyin kızının ısrarı üzerine terketme kararı alırlar ve giderler(110).

Dereköy ise adını; dağlar arasında akan dereden dolayı, buraya yerleşen Türkmen topluluğuna verilen Dereköyoğulları'n dan almıştır. Her iki köyden de çok sayıda şehit ve gazi çık- mıştır.1942-43 yıllarındaki kıtlıktan ençok etkilenen köyler- dendir(111). Çünkü tarıma elverişli arazisi çok azdır.

Dereköy'ün belli başlı sülaleleri şunlardır;Hasanhocalar Kahyalar, Kelahmetler, Fakılar,Güllüler,Fayıklar, Cinmusalar, Esaliler, Toybular, Hacıağalar, Yusufçavuşlar, Karaoğlanlar, Hacevizler, İbrahimhocalar, Keklikler, Süleymanağalar, Aşıklar, Bozlar, Tekdolaklar, İbişoğlanlar, Seğlikler,Çamsarılar, Arifler, Kasımlar, Palaslar'dır.

Milli Mücadele gazilerinden merhum Mehmet Çiçek'in bir anısını Ahmet Tırpan (112) şöyle anlattı."İstanbul'dan Anadoluya giden asker ve techizat dolu bir trenimizi İngilizler Bursa yakınlarında durdururlar ve başta Ali İhsan Paşa olmak üzere hepsini esir alarak Atina'ya götürürler. Ardından Yunan Anadolu'ya girer. Bir sürü muharebeden sonra Büyük Taarruz'un başlaması emri beklenmektedir. Yunan komutanı, Atatürk'e haber salmış "haftaya kahvemi Kayseri'de içeceğim" demiş.Neticede Yunan'ı üç koldan denize döktük. Bir de duyduk ki o komutan esir edilmiş. Atatürk, karşısına getirilen Yunan komutanına izzet ikramdan sonra "buyurun yarın Kayseri'ye gidiyo- ruz" demiş. Komutan "beni Kayseri'de mi asacaksınız?" deyince Atatürk gülmüş ve "hayır, siz Kayseri'de kahve içmek istemiyormuydunuz?" diye cevaplamış.

Atina'daki esirle sağ salim geri döndüler. Atatürk,seher vakti kalkar ve etrafı dolaşırdı. Bazen cigarasını ağzın- da tutar, uzun süre düşünürdü. Sabah namazında Atatürk'le çok karşılaşırdık. Namaz kılan eratı da çok severdi".

Yine Birinci Dünya Harbi ve Milli Mücadele gazilerinden merhum Konyalı Veli (Veli Kurt)'nin cephe hatıralarını, ağzından bizzat dinleyen Sıddık Kılıçkaya(113) şöyle nakletti. "Konyalı Veli henüz 16-17 yaşlarında iken köyü terkedip Konya'ya gitmiş. Orada zengin bir kadının çiftliğinde çalışırken askere alınmış. Köyü terkediş sebebi, kızkardeşini istemediği bir gence zorla veren anasıyla anlaşmazlığa düşmesidir.1930' lu yıllardan sonra tekrar köye dönmüş olan Konyalı Veli 98 yaşında vefat etmiştir. Ruslarla savaş: Birinci Dünya Harbi'ne Çanakkale cephesinde katılan Veli, 1916 yılından sonra Doğu cephesine gönderilir ve Ruslar'a karşı savaşır. Erzurum'un Pasinler ilçesinde, topçu eri olarak bulunan hemşehrisi Hüseyin Çavuş'la beraberdir". " Ruslar'ın yoğun topçu atışına maruz kalıyorduk. Üst komutanlardan bir türlü taarruz emri gelmiyordu. Bir gece topların bakımını yaparkaen hemşehrim Hüseyin Çavuş şöyle de- di."Hele yarın olsun size Allah'ın bir olduğunu göstereceğim" Geceyarısı saat üç sıralarında saldırıya geçtik. Atışlarımı- zın isabetli olduğu haberi gelince Ruslar'ın merkezini uzun süre döğdük. Ardından Rus süvari birliğini topa tutup onu da darmadağın ettik.Ruslar'ın geri çekilmelerinde hemşehrim top- çu Hüseyin Çavuş'un çok büyük payı vardır. Zaten kendisi tal- tif edildi, mükafatlandırıldı. Burada kullandığımız topların hepsi Alaman (Alman) yapısıydı. Hatta bu topların çoğunun evliya olduğu, geceleri kendi başlarına gidip düşmanla savaş tıkları, asker arasında anlatılırdı".

Yunan'la savaş:"Anlaşmalar yapılıp Doğu'dan Ruslar çeki- lince bizi Batı Cephesi'ne gönderdiler. Gündüzleri ormanlıklarda dinlenip geceleri yol alıyorduk. Askerlikten bıkmıştım.Çerkez Ethem'in ününü duyunca kaçıp O'nun emrine girdim. Önceleri çok memnundum çünkü yiyeceğimiz,içeceğimiz daha iyiy- di. Fakat sonraları hzurumuz kaçtı. Çerkez Ethem, Türk köylerini bastırıyor, kendi dindaşlarımızı bize öldürtüyordu. Bir iki sefer kendi askerimize kurşun attık. Nihayet 18 kişi olup Çerkez Ethem'den kaçıp, teslim olduk. Bizi idama mahkum etti- ler. Elimiz ayağımız bağlı açık havada esir iken yanımızdan geçen Arif Paşa'ya bağırarak bizleri kurtarmasını, suçsuz ol- duğumuzu söyledik. Arif Paşa, yanındakilerle konuştuktan son- ra silah verip bizi cepheye gönderdi.

Sözünü ettiğim Arif Paşa, İngilizler'e esir düşmüştü. Bir tüccar tarafından, sandık içinde gemiyle kaçırılarak İngilizler'in elinden kurtulmuştu. İngiliz komutanı "elimizde bir kurt vardı, kaçırdık" diyerek birliklerine emir gönderiyor, dikkatli olmalarını istiyor. Bir eşek üzerinde kömür sa- tarak tebdil kıyafetle tüm cepheyi dolaşan Arif Paşa bir plan hazırlıyor. Arif Paşa'nın planına Atatürk karşı çıkınca, anlaşamıyorlar. Arif Paşa'nın teklifi şöyledir. Bırakalım düşman Ankara'ya doğru ilerlesin. Biz arkadan çevirme yapıp hep- sini imha edelim. Böylece yardım yollarını da kesmiş oluruz. Fakat Atatürk önce kabul ederse de sonra bu plandan vazgeçer. Ağustos sonlarına doğru başka bir planı uygulamaya koydular. Her birliğe bir hedef verildi. Hedefini berhava edemeyen bir- liğin idamla cezalandırılacağı söylendi. Neticede düşmanı Sakarya ırmağının ötesine kadar püskürttük (Sakarya Zaferi). Bölük çavuşu olan bir arkadaşımız, başarılı olamadığı için kendini vurarak intihar etti. Olaya Atatürk ve diğer komutan- larımız çok üzüldüler.

Yunanlılar asker ve cephane yönünden üstündüler. Biz gündüzleri Yunan mevzilerinin yerlerini öğrenip geceleri bas- kın yapıyorduk. Arazinin durumunu onlardan daha iyi bildiğimizden, pusu ve vur-kaç yaparak düşmana çok zayiat verdiriyorduk".

Mustafa Kemal'in Ruslar'dan yardım istemesi:"Duyduğumuza göre Yunan'la savaşırken Mustafa Kemal Paşa Ruslar'dan yardım talep etmiş. Silah ve cephane yardımı.Ruslar ise, bizim reji- mimizi kabul ederseniz yardım veririz, demişler. Paşa;"hele siz yardımı gönderin, eğer halkım kabul ederse ileride bolşe- vikliğe geçebiliriz" demiş. Bunun üzerine Ruslar biraz yardım göndermişler".

Fevzi Paşa'nın Bursa süvari birliğini ziyareti:"Mareşal teftiş için Bursa süvari birliğine geliyor. Atları muntazam biçimde düzen askerlerimiz, kendi atları yanında teftiş duru- şunda bekliyorlar. Tekmilden sonra Paşa;"merhaba asker!" deyince, atların hep birden kişnediklerini görüyor. Yanındaki Fahrettin Paşa (Altay)'yı kucaklayıp öptükten sonra bölüğü altın madalya ile mükafatlandırıyor".

Atatürk'ün Bursa askeri birliğini teftişi:"Teftiş için Bursa'ya gelen Atatürk askeri birlikleri denetlerken bir bölüğün komutanı, aynı bölükte yanyana savaşmış olan baba-oğul Dereköy'lü Hacı Ahmed (Üyel) ile Hafız Ali(Üyel)'i gösterince Atatürk,çok duygulanıyor. Her ikisini de kucaklayıp öpüyor. Atatürk'ün ilk defa burada gülümsediğini gördüm. Gözleri de yaşarmıştı". Konyalı Veli'nin çeteliği ve İstiklal Mahkemesi'nde yar- gılanması:Keskin nişancı olan Konyalı Veli, sayısını bilemeyecek kadar insan öldürmüştür."Birgün çetelikten arkadaşım Hamza Bey'i ziyarete gitmiştim. Arkadaşımı yerinde bulamayın- ca geri döndüm. Yol üstündeki bir kuyunun yanında yedi kişi ile karşılaştım. Hepsi de atlı ve silahlı idi. Nereden geldi- ğimi, kim olduğumu sordular. Ben de, silahımı tamire götürdü- ğümü, ustayı bulamayıp geri döndüğümü söyledim. Elbiselerimi çıkarıp yanlarına gelmemi istediler. Niyetleri beni öldürüp, soymaktı. Daha attan inmemiştim ki yandaki çukura atlayıp fi- lintamı ateşledim. Kaçmalarına fırsat vermeden yedisini de o- rada öldürüp kuyunun içine attım. Sonradan benim öldürdüğümü tesbit etmişler. Yozgat Gezici İstiklal Mahkemesi'ne, yargılanmam için gönderdiler. Mahkeme başkanı Kel Ali'nin elinden kurtulmak mümkün değil, çünkü önüne gelene idam veriyor.Arka- daşım Hamza Bey Yozgat'a geldi ve Kel Ali ile görüştü. Benim çok düşman öldürdüğümü, Doğu cephesinde bile savaştığımı, Atatürk'le Fevzi Paşa'nın adamı olduğumu Kel Ali'ye anlatmış. Sonunda beni Konya İstiklal Mahkemesi'ne sevkettiler.O mahke- me idam cezası vermiyordu, üç ay hapis yattıktan sonra beraat ettim".

Konyalı Veli Atatürk'ün yanında:"Atatürk'ün yanında altı ay kaldım. Başarılarımdan dolayı bana takdir belgesi verdi. Her gittiği yere beni de götürürdü.Yüzünün güldüğünü hiç gör- medim. Balıkesir hutbesinde bile yanındaydım. Hutbeyi verdik- ten sonra birlikte namaz kıldık. Hutbede cihadın önemini de anlattı.

Atatürk, Fevzi Paşa çok iyi arkadaştılar. Atatürk,Fevzi Paşa'ya karşı oldukça saygılıydı, her defasında "Hocam" diye hitap ederdi".

 

 


 

 

Bir sayfada kaç adet Fotoğraf görünsün?: 

 

c_r
c_bl c_b c_br
Hazırlayan YAHYALIFOTO http://www.yahyalifoto.com

  diziler Counter Powered by  RedCounter Bölgeler ve Şehirler Diğer Real Time Web Analytics Powered by  MyPagerank.Net

                Yahyalı,Yahyalı Resimleri,Yahyalı fotoğrafları,Yahyalı kapuzbaşı,Yahyalı Aladağlar,Yahyalı manzaralar,Yahyalı yaylalar,Yahyalı şelaleler,Yahyalı Sultan sazlığı,Yahyalı Derebağ,